devamı

YAHYALI TARİHİ

 
 

A) Türk Fethi Öncesi Yahyalı :

Yahyalı, ilkçağ (M.Ö.3500-M.S.375)’ın iki önemli merkezi olan Kapadokya ile Çukurova arasında oldukça stratejik bir bölgede bulunmaktadır. Geçirdiği jeolojik safhalar sonunda, Orta Anadolu’yu kaplayan bir denizin ortasında yükselen Erciyes, etrafına lavlar fışkırtmış, zamanla çevresindeki sular çekilmiş ve 3916 m.’lik yüksekliği ile Orta Anadolu’nun en yüksek, münferit dağı olarak günümüze kadar gelmiştir.

Taşeli Yaylası ile Aladağlar arasında uzanan ve Orta Toroslar denilen sıradağların iç kıvrımı üzerinde, yani Çukurova’nın kuzeyinde yer alan Yahyalı, M.Ö.2000-1200 yıllarında Hititler, M.Ö.1200-700 yılları arasında Frigler sınırına dahildir.

M.Ö.500’lü yıllarda Persler, M.Ö.300’lü yıllarda Büyük İskender’in hakimiyet sahasına dahil olan Yahyalı ve civarını M.Ö.1. yüzyılda Roma İmparatorluğu içinde görürüz. Bu İmparatorluğun M.S.395’de ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma hakimiyeti, yaklaşık yedi asır devam edecektir.

Jeopolitik yapı itibariyle önemini hala muhafaza eden bölge daha çok askeri amaçla kullanılan tarihi bir geçit üzerinde bulunmaktadır. Ortaçağda yollar üç amaç için kullanılırdı. Ticaret, orduların geçtiği sefer yolları, kutsal yerlere gitme yolları. Orta Anadolu’yu Çukurova’ya bağlayan dört önemli yol bugün de mevcuttur. Ortaçağ’da Yahyalı henüz yerleşim merkezi değilken Faraşa önemli bir sanayi ve maden kentidir. Tarihi vesikalarda Faraşa demir madeninin asırlarca işletildiğini hatta Kayseri’de bulunan tarihi eserlerin demir malzemelerinin bundan temin edilmiş olduğunu öğreniyoruz.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında bile saban demiri, kazma, balta, dahra vs. demir aletler Faraşalı Rumlar tarafından yapılıyor, Yahyalı ile birlikte Kapadokya bölgesinin de ihtiyacı karşılanıyordu.

Sekidağı, Belen, Ayvan, Akbaş, Tahrana ve Dömbere mevkiilerinde bulunan kösürelikleri günümüzde, Türkiye’nin en büyük demir rezervlerine sahip olup halen işletilmekte olan Attepesi ve Kızıl maden ocakları tamamlamaktadır.

Kavak ve Dutlu Musluk’ta rastlanan yer altı seramik künkleri (pağ) ile kaleler arasındaki su şebekeleri, ayrıca İnbaşı’ndaki Zebil tapınak sütunları, Köşk deresindeki su teknesi, Kavak ve Göğoluk’ta bulunan Sunaklar, Kale’de ortaya çıkarılan mermer lahit ve talan edilmiş yüzlerce maşatlık, höyük ve tapınak kalıntıları bölgenin, İlkçağ-Ortaçağ boyunca devamlı uygarlıklara sahne olduğunu göstermektedir.

1080-1375 yılları arasında, Ermenistan krallığı önceleri Bizans ile doğudan gelen Türkler arasında bir tampon görevi yaparken, sonraları tamamen Türk devlet ve beyliklerinin arasında sıkışıp kalacak ve ancak onlara vergi vermek suretiyle ayakta durabilecektir.

 
 
 

B) Türk Fethi Sonrası Yahyalı :

1) Selçuklular Dönemi :

Çok kalabalık bir Oğuz(Türkmen) kitlesi 1047 senesinde Türkistan’da Nişapur’a geldi. O’nlar, orada Büyük Selçuklu beylerinden İbrahim Yinal bu Türkmenlere ‘memleketim sizin oturmanıza imkan verecek kadar geniş değildir. Bu sebeple doğrusu şudur ki Anadolu gazasına girdiniz, Allah yolunda cihad yapınız ve ganimet alınız. Ben de arkanızdan gelip size yardım edeceğim’ diyordu. Nitekim bu suretle Doğu Anadolu vilayetleri Türkmenlerle doldu. Selçuklu ordusunun himayesi sayesinde Türkmenler Anadolu’da çok ilerlediler.

1040 Dandanakan Savaşı’ndan sonra Türkler batıya doğru akmaya başlarlar. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in emriyle 1059’da Selçuklu ordusu Anadolu’ya girer. İkiye ayrılan Türk ordusundan Savuk’un kumanda ettiği birinci kol Kayseri’ye gelir ve Sivas üzerine yürür. Selçuklu ordusunun yaklaştığını duyan Vaspurakan hanedanının prensleri Develi’ye kaçarlar.

Oğuz boylarından Develi-oğulları aşireti de Malzgirt Zaferinden sonra Danişmendliler’le birlikte gelerek bugünkü Yukarı Develi’ye yerleşmişlerdir. Dev Ali türbesinin kitabe tarihi 1094 olup bu da yerleşmenin 1071’den sonra olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.Yahyalı ve Develi’ye yerleşen her iki aşiretinde (Yahyalıoğulları-Develioğulları) Danişmendli Melik Ahmat Gazi’nin maiyetinde geldiklerini söyleyebiliriz. Büyük İslam mücahidi Battal Gazi’ye izafe edilen bazı kerametler, ilçemize adını veren Yahya Gazi için de söylenmektedir. Şöyle ki; küffarla mücadele ederken şehid düşen Yahya Gazi, kellesini koltuğuna alarak bir süre daha kılıç sallar, nihayet bugünkü türbesinin bulunduğu yere yıkılır.

Yahyalı’nın halen mevcut üç mahallesinde (Camiikebir, Yenice, Gazibeyli) Cumhuriyet dönemine kadar birer medrese olduğu bilinmektedir.İslam ve Türk devletlerinde dini ve sosyal müesseseler genellikle vakıf arsaları üzerine kurulurdu. Bu arsaların devri ve satışı, hele amacı dışında veya şahıslar tarafından kullanılması hemen hemen imkansızdı. O halde Yahyalı’da kurulmuş olan bu medreselerin zamanla yıkılıp yeniden yapılsa bile ilk kuruldukları yerleri muhafaza ettikleri kuvvetle muhtemeldir. Günümüze ulaşan rivayetlere göre Gözbaşı suyu etrafında kurulan Gazibeyli Mahallesine adını veren zat Gazi Bey olup, Yahyalı’nın kurucularındandır. Zaten Yahyalı’nın bir diğer adı da Gazibeyli’dir.

11. yüzyıl sonlarında Türkiye Devleti’nin idari bölünüşüne göre Kayseri bölgesinde oluşturulan Kayseri Beyliği; Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Nevşehir ve Niğde’yi içine alıyordu. Daha sonraları Selçuklu Devleti yedi ana bölgeye ayrılmıştır. Bunlardan birisi de Kayseri bölgesi idi ve buraya gelen dört belde mevcuttu. Bu beldeler; Kayseri, Niğde, Ereğli ve Ermenek idi. Yahyalı’ya yerleşen küçük Türkmen grubu daima Niğde etki sahasına dahil olmuş, ikinci derecede Kayseri bölgesi içinde yer almıştır.

Anadolu’da Bizans-Selçuklu mücadelesi başladığında Ermeniler’in çoğu Selçuklular’a vergi ödeyen, Bizans’la da iyi geçinen küçük prenslikler kurmaya başlamıştır. 1083 yılından sonra Antakya, Maraş, Adana, Niğde, Kayseri yörelerinde Bizans etkisi tamamen kalkmıştır. Kilikya Ermeni Krallığı’nın geçici hakimiyetinin ise bugünkü Habib Köprüsü’ne kadar ulaştığını görüyoruz. Zebil adını taşıyan mağara-mezar da bunları doğrulamaktadır.

Yahya Gazi,Seyid Ali, Benli Gazi gibi büyüklerin önderliğinde bölgeyi yurt edinen Türkmenler, Danişmendliler ile birlikte Aanadolu’ya gelmelerine rağmen kısa sürede Aanadolu Selçuklu Devletine tabi olmuşlar, bölge de kendilerine verilmiştir. Çünkü Süleymanşah ve halefleri eski Türk göçebe hukukuna göre toprakları köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkan veren bir mir’i toprak rejimi kuruyorlardı.

 
 

3) Cumhuriyet Dönemi :

İdari Teşkilatlanma :

Kayseri; Merkezi Konya olan Karaman eyaletine bağlı bir liva iken 1846’da yapılan idari düzenleme ile Bozok eyaletine bağlanmıştır. Tuncer Baykara bu bağlanışın 1856’da olduğunu bildirmekte, Kayseri’ye bağlı altı nahiyeyi de şöyle sıralamaktadır. Develi, Karahisar-ı Develü, Kozanlu, Zamantı, Kustere ve Sarıoğlan. 1864’te başlayan çalışmalar sonucu 1867’de yürürlüğe giren Vilayet Nizamnamesi ile Sancak yapılan Kayseri, 1876’da Ankara vilayetine dahil edilmiştir. Bu tarihte Nefs(Merkez ilçe), İncesu ve Develi 3kaza, Kustere(Tomarza) ve Karahisar (Yeşilhisar)’dan ibaret 2 nahiye ve 181 köyü bulunmaktadır. 1923’de Cumhuriyet ile birlikte il olan şehren adı da Kayseri olrak kabul edilmiştir. Osmanlı döneminde uzun süre Develi Karahisar’a bağlı bir karye olarak varlığını sürdüren Yahyalı, 19. Yüzyılda zaman zaman Niğde ile Kayseri arasında yer değiştiren bir kaza durumundadır. 1870’de Niğde Vilayeti’ne bağlı bir belde iken 1913 yılında belediyeliğe dönüştürülür. 1927’de Develi ilçesine bağlı bir bucak merkezi(nahiye) olarak gördüğümüz Yahyalı 1954 yılında, 6324 Sayılı Kanun ile ilçe yapılarak Kayseri’ye bağlanmıştır.

Milli Mücadele’de Yahyalı :

Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918)’nden sonra Fransızlar tarafından işgale girişilen Çukurova bölgesinde, Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle bir Kuva-i Milliye oluşturulmuştu. Komutanlığına Kemal Doğan, komutan yardımcılığına da Osman Tufan’ın getirildiği bu milli kuvvetlerin amacı, işgalci düşmanı bölgeden atmaktı. Ermenilerden de destek alan Fransızlar, yalnız Çukurova’yı işgalle kalmayarak Orta Anadolu Bölgesine de sarkmak niyetinde idiler. Bu amaçla Kozan’dan sonra ikinci hedef olarak Develi’yi seçmişlerdi. Hedefleri doğrultusunda Gezbel yolu ile, Zamantı-Yahyalı hattında iki koldan ilerlemeye başladılar. 6 Kasım 1919 günü Develi'ye gelen Kemal Doğan ve Osman Tufan Bey’ler, bölge halkını teşkilatlandırmaya girişiler. Buna göre Yahyalı’da, atlı ve yaya olarak 50 mevcutlu bir müfreze vücuda getirirler. Bu müfreze; öncelikle Kozan’ın vaziyeti hakkında bilgi toplayacak, Kozan-Adana şosesini gözetleyecek, Tümükkale mevkiinde bulunan Aydınlı aşireti ile bağlantı kurarak düşmanın Kozan-Adana ulaşımına engel olacaktı. Tomarza ve Niğde’nin yardımı da sağlanarak 80 atım cephanesi ile birlikte iki toplu dağ bataryası 8 Mart 1920 günü Develi emrine verildi. Yahyalı’dan ayrıca 100 mevcutlu bir gönüllü müfrezesi kuruldu. Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Mustafa Kemal’in 3 Mart 1920 tarihli emirleri doğrultusunda 20 Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa (Cebesoy)’nın, Binbaşı Kemal Doğan’a gönderdiği talimatnamenin 3. ve 4. maddeleri şöyledir:

Madde 3 : Niğde böldesinde tertip edilen müfrezeler, Şimdiye kadar karalaştırıldığı gibi Karaisalı bölgesine geçeceklerdir. Yahyalı’da bir nizamiye bölüğü ile milli müfrezeler, Binbaşı Kemal Bey’in tertipleri gibi Sis dolaylarına hareket edeceklerdir. Develi ve Tomarza’daki nizamiye bölüğü ile milli müfrezeler ve Develi’ye gelecek olan cebel takımı, doğrudan doğruya Kemal Bey kumandasında Haçın (Saimbeyli) bölgesine hareket edecektir.

Madde 4 : İşgal bölgesi içindeki harekat, Binbaşı Kemal Bey’in tertibatına özellikle tarafımdan umumi talimat arasında fark, Feke’nin muhasaradan kurtarılması üzerine, Develihisar’daki iki nizamiye bölüğünün Yahyalı’ya gelerek Yahyalı’da kalmasıdan ibarettir. Harekatın en son talimatla yapılması ve Feke, Haçın, Sis civarında yapılan durum hakkında sık sık malumat verilmelidir.

Faraşa (Çamlıca)’da bulunan Ermenilerin jandarmalık ve mihmandarlık yaptıkları Fransızlar, Habib Köprüsü yanına karakol kurmuşlar, daha beriye geçememişlerdir. Bir diğer düşman kolu da Barazama (Ulupınar) Köyü yakınındaki 7 odadan oluşan ve büyük bir kaya içerisine oyulmuş vaziyette bulunan çok katlı mağaraları karakol olarak kullanmışlardır. Yahyalı’daki milis kuvvetlerinin başında Emin Bey (Develioğlu) bulunmaktadır. Ayrıca Niğde 41. Fırkasına bağlı bir tabur Şükrü Efendi komutasında Yahyalı’ya gönderilmiştir. Şimdiki Ulu Camii yanındaki medreseye yerleştirilen tabur askerleri, geldiği gün havaya ateş açarak geldiklerini, Ermeni ve Fransız’lara ilan etmişlerdir. Fırka komutan yardımcısı Yarbay Mümtaz Bey’in teşvik ve çalışması ile başta Hacı Kamil Hoca, Klavuzoğlu Hasan Hüseyin Ağa olmak üzere, ayrıca bir milis teşkilatı kurulmuştur.

Dikme, Karaköy, Avlağa, Çamlıca, Ulupınar köyleri halkıyla birlikte Aydınlı aşireti ve diğer aşiretlerinde yardımlarını alan Yahyalı halkı, düşmanın büyük bir kısmını imha ettiği gibi Develi’ye ulaşmalarını da engellemişlerdir. Dikme, Çamlıca köylerinde bulunan yerli Ermeniler’den hayatta kalanlar apar topar bölgeyi terk etmişler bazı Ermeni kızları ise evlenerek bu köylerde kalmışlardır.